Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Sigaramın dumanına sarsam saklasam seni
Sigaramın dumanına sarsam saklasam seni
Gitme gitme gittiğin yollardan dönülmez geri
Gitme gitme el olursun sevdiğim incitir beni

Yokluğun ah yol yol olsa uzasa unutmam seni
Yokluğun ah yol yol olsa uzasa unutmam seni
Gitme gitme gittiğin yollardan dönülmez geri
Gitme gitme el olursun sevdiğim incitir beni

Akşam vakti sardı yine hüzünler
Kalbim yangın yeri, gel kurtar beni senden
Akşam vakti dolaştım sokaklarda
Yırtık bir afiş, seni gördüm duvarda

Sigaramın dumanına sarsam saklasam seni
Yokluğun ah yol yol olsa uzasa unutmam seni
Gitme gitme gittiğin yollardan dönülmez geri
Gitme gitme el olursun sevdiğim incitir beni

Ezginin Günlüğü – 1980

Yol Arkadaşım

Yol arkadaşım gördün mü,
Duydun mu olup bitenleri?
Kıskanıyor insan bazen,
Basıp gidenleri

Yalnızlaşmışız iyice
Üstelik de alışmışız
Hiç beklentimiz kalmamış
Dosttan bile

Korkular basmış dünyayı
Şimdi bir semt adı “vefa”
Kutsal kavgalardan bile
Kaçan kaçana

Anlaşılır gibi değiliz
Tek bedende kaç kişiyiz
Hem yok eden, hem de tanık
Ne esaslı karmaşa

Ben sana küsüm aslında, haberin yok
Koyup gittiğin yerde kötülük çok
Kime kızayım, nazım senden başka kime geçer?
Benim sensiz kolum, bacağım, ocağım yok

Sen esas alemi seçtiğinden beri
Ben o saniyede bittiğimden beri
Dünya bildiğin dünya, dönüp duruyor işte
Uzun uzun konuşuruz birgün son İstanbul beyi

Yol arkadaşım, nerdesin?

Sezen Aksu – Yol Arkadaşım

Özledim…!

Pişirdim sevdiğin yemekleri
Suya koydum sevdiğin çiçekleri
Evde ne varsa baktım, elledim
Özledim, çok özledim

Kucağımda senin aldığın bebek
Dinledim hep aynı şarkıyı, dinledim
Mumlar bitti ben yine bekledim
Özledim, çok özledim

Hep yürüdüğümüz sahildeyim
Şu küçük tekneyi nasıl da severdim
Resmin buruştu terli elimde
Onu denize atsam mı yoksa
Bağrıma bassam mı bilemedim

Önünden geçtim abonesi olduğumuz kahvenin
Girip oturmaya cesaret edemedim
Seni sordu bizim balıkçı
Gözyaşlarımı tutsam mı yoksa
Salsam mı bilemedim

Funda ARAR – ÖZLEDİM

Aşkı Merak Öldürdü …

Aşkı merak öldürdü | icelive

___Mitolojiye göre aşk tanrısı Eros’la (hani şu attığı oklarla kadınla erkeği birbirine âşık eden) Psykhe’nin, aşk kurallarını yansıtan hüzünlü öyküsünü anlatmak istiyorum bugün sizlere. Güzellik tanrıçası Afrodit’in oğlu Eros (Amor), ilkbaharın kokulu rüzgârı Zephros’un yardımıyla kanatlarını açıp uçtuğunda, gittiği her yerde rengârenk çiçekler açılır, çimenler yeşerirmiş. Bir gün Afrodit, dillere destan güzelliğini kıskandığı Psykhe’den intikam almak istemiş ve Eros’a, ünlü oklarından birini onun kalbine yollamasını ve onun dünyanın en çirkin, en iğrenç yaratığına dönüştürmesini istemiş. Ne var ki Eros, okunu atamamış ve Psykhe’nin güzelliğine vurulmuş, âşık olmuş. Onu ormanın içine kurulmuş sihirli sarayına yüzünü göstermeden uçurmuş ve geceleri ziyaret etmeye başlamış.

___Psykhe, Eros’un yüzünü aydınlıkta göremediği için, bu gizemli aşığını merak etmeye başlamış ve bir gece Eros’a gün ışığında yüzünü göstermesini istemiş. Eros, ona “Aşkımızın sırrını kalbinde taşıdığın sürece mutlu olacaksın. Kim olduğumu öğrenmeye kalkma. Bilmeden, tanımadan sev. Senden gizleneni öğrenmeye çalışıp, kendini ıstırap ateşinde yakma. Bazı şeyler vardır ki, onları bilmek bilmemekten daha fenadır.” demiş. Psykhe’nin kötü yürekli ablaları ise ona kocasının kanatlı bir yılan olduğunu, bir gün kendisini yutacağını söylemişler. Sorular kafasını kurcalamış Psykhe’nin.

___“Niye gündüz göremiyor? Çok mu çirkin? Bu kuytu ormanda ne işi var?” gibi… Ablalarının verdiği akılla sonunda Eros’u görmeye karar vermiş. Akıl şuymuş: “Geceleyin yatağının yanına bir lambayla bir bıçak sakla. Önce lambayı yakar, sonra bıçağı Eros’a saplarsın.” nitekim bir gece Eros uyurken planını yürürlüğe koymuş. Lambayı yakınca ne görsün. Dünyanın en yakışıklı delikanlısı yanında yatıyor.

___Ama o anda, lambadan sıçrayan bir damla yağ Eros’un omzuna düşmüş. Eros, yatağından fırladığı gibi kanatlarını açıp, uçup gitmiş. Psykhe de Eros’un peşinden fırlamış. O sırada kulağına bir ses gelmiş : “Güvenin olmadığı yerde aşk yaşamaz.” Psykhe, onu seven kişinin, aşk tanrısı Eros olduğunu anlamış. Ömrünün sonuna kadar aramaya karar vermiş onu. Ama sırrın ortaya çıkmasıyla birlikte Eros’un Psykhe’yi götürdüğü sihirli saray da yok olmuş. Büyü bozulmuş. Kendi sarayına sığınan Psykhe’ye Afrodit, Hüzün ve Keder’i arkadaş olarak vermiş. Güvensizlik ve merak nedeniyle biten aşklarda, buna neden olan âşıklar o gün bugündür, hüzün ve kederle yaşamaya başlamışlar. Siz siz olun, aşkınızın büyüsünü bozmayın. Ne kıskançlığa kapılın, ne sevgiyi zorlayın, test edin.

___Tükenmeyin, tüketmeyin ilişkilerinizi boş kuruntularla… Eros’u kaçırmayın!
OUZAKAY

Adımla Nasıl Berabersem

***

adımla nasıl berabersem | icelive
Hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların
Bir dakika bile çıkmıyorsun aklımdan
Koşar gibi yürüyüşün
Karanlıkta bir ışık gibi aydınlık gülüşün

Hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların
Uzak uzak yıldızlarla çevrilmiş kainatın
Karanlık boşluklarında akıp giderken zaman

Adımla nasıl berabersem öylece beraberiz
Seninle her saat seninle her dakika seninle her saniye
Gönlümüz mutluluğa inanmış olmanın gururuyla rahat
Koltuğumuzun altında birer dinamit gibi kellemiz
Ve sonra her zaman her ölümlüye
Aynı şartlar altında kısmet olmıyan
Gerçekleri görmenin aydınlığı alınlarımızda

Hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların
Sen bana kalbim kadar elim kadar yakınsın

Attila İLHAN

Deniz Resmi

Bir zamanlar Çin Prensi ülkenin usta iki ressamını yanına çağırmış, onlardan birer deniz resmi yapmasını istemiş. Bu resimlerden en beğendiğini sevgili prensesine yaş gününde armağan edecekmiş. Yaşlı ressam tuvale yatay bir çizgi çekmiş, çizginin aşağısını deniz mavisiyle boyamış. Üstünde bir yelkenli, bir de rüzgarda uçan martı.. Resim çabucak bitmiş. Denize o kadar çok benziyormuş ki Prens öteki ressamı beklemeden hemen onu kabul etmiş, ressama vadettiği ödülleri vermiş.

Öteki ressamsa hiçbir şeye aldırmıyormuş. Tuvalın önünde gece gündüz çalışmasını sürdürmüş.. Tek tek dalgaları, denizdeki bütün balıkları, mercanları, denizaltı hayvanlarını, yosunları, bitkileri.. deniz kızlarını, minareleri .. su altı akıntılarını.. her şeyi ama herşeyi tüm ayrıntısıyla.. bütün renkleri , bütün pulları.. tek tek yapraklarıyla.. çiziyor boyuyormuş. İçindeki ışığı, korkuları, sevinçleri, melekleri, şeytanları görünür kılıyormuş.

Yıllarca sürmüş deniz resmi. Ama bitmemiş. Kendisine ne yapıyorsun bu nasıl resimdir ki bitiremedin diyenlere, “ Bu resme bakanlar denize benzetsin diye yapmıyorum. Denizi görenler, bunu hatırlayıp onu resim sansın “

Elini, yeteneğini, hünerini bütün duygularıyla resme aktaran bu ressam tüm hayatını da adamıştır. Onun yaşamı buydu işte.. Bütün ayrıntıları özümsemek ve onu dışarı yansıtmak. Onun denizi gerçektir.. Aşk da böyledir, sevda da böyledir.. müzik de.. şiir de.. sanat da böyledir.. el sanatları da. Yaptığımız işin kendisi olmak.. Yaptığımız iş, yaşadığımız eylem olursa yani biz olursak; hayatın kurucusuyuzdur artık.

deniz resmi | missmühendiss

Tuzlu Kahve

Kıza bir partide rastlamıştı.. Harika bir şeydi. O gün peşinde o kadar delikanlı vardı ki.. Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti. Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı, ama tam bir kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köşedeki şirin kafeye oturdular. Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuşamıyordu. Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı.. “Ben artık gideyim” demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı.. “Bana biraz tuz getirir misiniz” dedi.. “Kahveme koymak için..”

Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı..

Kahveye tuz!..

Delikanlı kıpkırmızı oldu utançtan, ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye başladı. Kız, merakla “Garip bir ağız tadınız var” dedi..

Delikanlı anlattı:

“Çocukken deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım. Denizin tuzlu suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.. Bu tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı dilimde hissetsem, çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu ailemi hatırlıyorum. Annemle babam hala o deniz kenarında oturuyorlar.. Onları ve evimi öyle özlüyorum ki..”Tuzlu kahve

Bunları söylerken gözleri nemlenmişti delikanlının.. Kız dinlediklerinden çok duygulanmıştı.

İçini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmalıydı. Evini düşünen, evini arayan, evini sakınan biri.. Ev duyusu olan biri..

Kız da konuşmaya başladı.. Onun da evi uzaklardaydı.. Çocukluğu gibi.. O da ailesini anlattı. Çok şirin bir sohbet olmuştu.. Tatlı ve sıcak..

..Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel başlangıcı olmuştu tabii..

Buluşmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduğu gibi, prenses, prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yaşadılar. Prenses ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu.. Onun böyle sevdiğini biliyordu çünkü..

40 yıl sonra, adam dünyaya veda etti. “Ölümümden sonra aç” diye bir mektup bırakmıştı sevgili karısına.. Şöyle diyordu, satırlarında..

“Sevgilim, bir tanem..

Lütfen beni affet. Bütün hayatımızı bir yalan üzerine kurduğum için beni affet. Sana hayatımda bir tek kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede.. İlk buluştuğumuz günü hatırlıyor musun?.Öyle heyecanlı ve gergindim ki, şeker diyecekken ‘Tuz’ çıktı ağzımdan.. Sen ve herkes bana bakarken, değiştirmeye o kadar utandım ki, yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemişti. Sana gerçeği anlatmayı defalarca düşündüm. Ama her defasında korkudan vazgeçtim. Şimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiçbir sebep yok.. İşte gerçek.. Ben tuzlu kahve sevmem. O garip ve rezil bir tat.. Ama seni tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim. Hem de zerre pişmanlık duymadan. Seninle olmak hayatımın en büyük mutluluğu idi ve ben bu mutluluğu tuzlu kahveye borçluydum.

Dünyaya bir daha gelsem, her şeyi yeniden yaşamak, seni yeniden tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim, ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da..”

Yaşlı kadının gözyaşları mektubu sırılsıklam ıslattı.

Lafı açıldığında bir gün biri, kadına “Tuzlu kahve nasıl bir şey” diye soracak oldu.. Gözleri nemlendi kadının..

“Çok tatlı!..” dedi..

Bağlanmayacaksın

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela.
O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
BağlanmayacaksınÇok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim.” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak…

CAN YUCEL

Seni Seviyordum

Sana uzak kentlerden birindeSeni Seviyordum
Zamanın bir yerinde
Seni ve senli günleri anımsattı akşam güneşi
Onca zamanın üstünde eskimeyen bir düşüncesin şimdi
İnsan hergün anımsar mı aynı gözleri

Seni seviyordum ve senin haberin yoktu
Saçlarını izliyordum uzaktan
Kulağının arkasına düşüşü ve burnun
Herkesten başkaydı işte
Güldüğün zaman yukarıya bakardın
Yukarı kalkan başın ve gülen gözlerin vardı
Ne güzeldiler
Sen bilmiyordun
Ben seni seviyordum…
Kalbime sığmıyordu aklımdan geçenler
Duvarlara, vitrin camlarına, kaldırımlara çarpıyordu
Geri dönüyordu çoğalarak
Senin sesini duyduğum masalarda erteliyordum herşeyi
Herşeyi erteleyişim oluyordun
Kalp ağrısı oluyordun
Birlikte soluduğumuz sokak isimleri oluyordun
Mevsimler değişiyor ve büyüyorduk
Dönemeçler geçiyor, köprüler göze alıyor
Ve bazen, tekin olmayan suların üzerinden atlıyorduk
Cesurduk
Ufuk çizgisi maviydi, günbatımı hep turuncu
Ve kırmızıydı bütün karanfiller

Ben seni seviyordum sen bilmiyordun
Sevinçlerim oluyordun ara sıra
Sen hiç bilmiyordun

Sonra herhangi biri oldun
Bütün sevinçlerim bittikten sonra
Yağmurlar yağdı serin haziran akşamları
Derken birgün uzaktan gördüm seni
Saçların bana inat başın herşeye meydan okuyarak
İşte yine aynı
Kalbimi acıttın her zamanki gibi
Değiştik sanıyordum. ve sen yine bilmiyordun

Şimdi bunları anlatsa sana birileri
Kimbilir
Yada boşver
Bilme en iyisi….

(İclal Aydın)